Tarihçesi

İZMİR MİLLİ KÜTÜPHANESİ

  1. İzmir Milli Kütüphanesi’nin Kuruluşu

 

  1. II. Meşrutiyet Dönemi: Türkiye’de özel girişimle kurulan, kurulduğu tarihten beri “Milli” ünvanını taşıyan ve kendi mütevazi mali imkanlarıyla 1912 yılından beri İzmir’in ve ülkemizin bilim ve fikir hayatına hizmet eden Milli Kütüphane’nin ilginç, ilginç olduğu kadar da ibret verici bir öyküsü vardır.

Bilindiği gibi İzmir, yüzyıllardan beri bir Türk ve Müslüman şehri olarak hayatını sürdürmesine rağmen, Cumhuriyet’ten önce çeşitli ırk ve dinlere mensup cemaatlerin varlığı dolayısıyla karışık bir nüfus yapısına sahipti. 18. ve 19. yüzyıllarda Türkler ve Müslümanlar çoğunluğu teşkil etmesine rağmen şehrin ticaret, kültür ve sanat hayatına azınlık cemaatleri hakimdi. Bu üzücü durum kütüphanecilik konusunda da görülmekteydi. Türk ve Müslüman çevrelerde kütüphanecilik hizmetleri, camilerde bulunan küçük vakıf kütüphaneleri ve az sayıdaki kıraathaneler aracılığıyla yürütülürken Levantenler, Rum Ermeni ve Musevi cemaatleri büyük kütüphanelere sahipti. İzmir hakkında bilgi alabileceğimiz en sağlam kaynaklar arasında kabul edilen Aydın vilayeti salnamelerinde 1296 (1878) tarihli ilk salnamede (s. 75) bu konuda şu ilgi çekici satırlar yer almaktadır: “Bu şehrin en meşhur kütüphaneleri Hisar, Şadırvan ve Müftü cami-i şeriflerinde olup Müftü Camii Kütüphanesi 4000 cilde karib (yakın) nüsha-i nadire ve mücellat-ı nefiseyi (nefis ciltli nadir eseri) havidir. Rum mekteb-i kebirinin (Evangeliki Mektebi) dahi bir mükemmel müzehanesiyle 15.000 cildi havi bir kütüphanesi ve (Fransızlara ait) Propoganda Mektebi’nin dahi bir hikmet dershane-i mahsusuyla (laboratuvar) 10.000 kitabı havi bir kütüphanesi vardır.”

1878’den 1908 yılına kadar devam eden Sultan Abdülhamit döneminde İzmir’de yukarda sözü edilen vakıf kütüphanelerine bazı yeni kütüphaneler eklenmişti. Ancak bunlar tahmin edilebileceği gibi daha çok dini ihtiyaçları karşılayabilecek kitaplıklardı. Bu devirde gelişen ve ilerleyen dünyanın ihtiyaçlarına uygun bir kitaplık oluşturmak için yapılan tek girişim, Giritli Ali Refet Efendi’nin kurduğu özel bir kütüphanedir. İzmir’in ünlü eğitimcisi Yusuf Rıza Efendi’nin kurduğu Darülirfan adlı özel okulun müdürü olan Giritli Ali Refet Efendi, Girit’te ve İzmir’de yakından izlediği Yunanlıların ve Rumların eğitim hayatındaki canlılık ve Yunan ve Rum bağımsızlık hareketleri karşısında Türk çocuklarını eğitmek ve bilinçlendirmek amacıyla 1897 Ekiminde “Kışla akaratında bulunan dükkânlardan biri”nde “Osmanlı Kütüphanesi” adıyla bir özel kütüphane oluşturmuş ve burayı ilk ve ortaokul öğrencilerinin yanı sıra bilgi ve kültürünü geliştirmek isteyenlerin de hizmetine açmıştı. Ali Refet Efendi büyük fedakârlıklarla hizmete açık tuttuğu kütüphanesini II. Meşrutiyet’in ilanından sonra daha fazla yaşatamayarak kapatmak zorunda kalmış ve kitaplarını yeni kurulan Milli Kütüphane’ye devretmişti.

Yaklaşık on yıl yaşayan “Osmanlı Kütüphanesi”nden sonra, İzmir’de çağın ihtiyaçlarına uygun genel bir kitaplık kurma konusunda II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkan en önemli girişim, bir “Kütüphane-i Milli” ya da “Milli Kütüphane” kurma yolundaki çalışmalardır. Bu yolda yapılan çalışmalar, 1911 yılında başlamıştır. Aslında bu düşüncenin gerisinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1911 yılında Selanik’te toplanan 4. genel kongresinde alınan bazı kararlar bulunmaktadır. Gerçekten de bu kongrede vilayetlerde bir “kütüphane-i milli” kurulmasını özendirici kararlar alınmış; kongrede hazırlanan ve daha sonra yayınlanan “Osmanlı İttihat ve

Terakki Cemiyeti’nin Nizamnamesi”nin 62. ve 74. maddeleri, vilayetlerdeki İttihat ve Terakki klüplerini, İstanbul’da ve vilayetlerde basılan bütün kitap ve gazeteleri, haritaları toplayıp cemiyet üyelerinin, dolayısıyla halkın yararına sunmakla görevlendirmiştir. 1917 yılında İstanbul’da toplanan genel kongrede ise milli bir müzenin yanı sıra bir “Milli Kütüphane-i Vesaik” yani milli eserler kütüphanesi kurma görevi İttihat ve Terakki Fırkası’nın esas amaçları arasında sayılmıştır. Selanik ve İstanbul’da ortaya çıkan bu fikirlere paralel olarak İzmir basınında da 1911 ocağından itibaren gelen bir kitaplık ihtiyacını dile getiren makaleler yayınlanmaya başlamıştı.

İzmir’de böylece ortaya çıkan Milli Kütüphane kurma girişiminin başında, o sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti İzmir şubesi “heyet-i merkeziye” üyesi ve Hizmet gazetesinin sahibi Kadızade İbrahim Refik’in bulunduğunu görüyoruz. İzmir’in ünlü avukatlarından Hafız Rıfat Efendi’nin oğlu ve ünlü gazeteci Hüseyin Rıfat’ın ağabeyi olan avukat İbrahim Refik Bey, gazetesini kapattıktan sonra aslında 1911’den önce, başka deyişle 1910 yılının sonlarına doğru Milli Kütüphane’nin çekirdeğini oluşturacak bazı çalışmalara başlamıştı. Nitekim Ahenk gazetesi başyazarı Şinasi’nin 1910 Eylül’ünde yazdığı bir başmakaleye göre (“İzmir’de Mütalâahane açılıyor”, nr.4306, 11 Eylül 1910) İbrahim Refik Bey, İzmir’de “mükemmel denilecek mertebede bir umumi mütalâahane vücuda getirmek, arada arzu edenlere birkaç lisan ve fenden gece dersleri vermek için Kemeraltı’nın münasip bir mevkiinde” iyi bir yer bulmuştu. Ancak bu düşüncesini gerçekleştiremeyen İbrahim Bey, İttihat ve Terakki’nin İzmir “katib-i mes’ulü” (genel sekreteri) olan Talat (Muşkara)’ya başvurarak bir kütüphane kurma konusunda Cemiyet’in yardım ve desteğini ister. Sonunda Talat Bey’in de yardımıyla “Milli Kütüphane ve Teşvik-i Maarif Encümeni” adını taşıyan bir heyet oluşturulur. Heyette İbrahim Refik Bey’in yanı sıra Düyun-ı Umumiye başmüdürü Besim, Donanma Cemiyeti müdürü Ziya, Darülmuallimin müdürü Rahmi, hazine davavekili İbrahim Ethem (Postacıoğlu), temettuat memuru Bekir Selami, Neharî İdadîsi müdürü İlyas Basri ve Darülirfan müdürü ve ilk özel kütüphanenin sahibi Ali Refet beyler bulunmaktaydı. Bu heyet 1911 Eylül’ünde kütüphaneye yardım toplayabilmek için bir piyango ve Selçuk’â turistik bir gezi düzenler. Ancak bütün bu çalışmalardan ümit edilen miktarda maddi gelir elde edilememiştir. Sonunda İbrahim Refik Bey’in çekilmesiyle heyet dağılır. Bunun üzerine Talat Bey, İzmir’de çeşitli okullarda matematik öğretmenliği yapan Mehmet Celâl (Saygun)’u çağırarak bu görevi kendisine verir. Her türlü yardım ve desteği vaat ettiği Celâl Bey’den yeni bir heyet oluşturmasını ister. Celâl Bey’in oluşturduğu heyette kendisiyle birlikte eski eytam müdürü Abidin, daha sonra İzmir’den milletvekili seçilmiş olan Osmanzade Hamdi (Aksoy), Maksutzede Ethem, daha sonra Hamidiye Sanayi Mektebi müdürlüğüne getirilen Sezai (Söker) beyler vardır.

Sonradan kütüphane konusunda yazılmış birçok yazıda bu heyetten “,ilim ve İrfan Encümeni” adıyla söz edilmekle birlikte devrin gazetelerinde yapılan duyurularda heyet “Milli Kütüphane Heyet-i Mahsusası” veya “Milli Kütüphane Encümeni” adıyla geçmektedir. 30 Kanunisani / Ocak 1912 tarihli Anadolu gazetesinde yer alan bir duyuruyu, hem heyetin resmi adını vermesi hem de kütüphaneye Cemiyet’in himaye ve yardımını açıkça göstermesi bakımından aşağıya alıyoruz: “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti İzmir Vilayeti Merkezinin Taht-ı Himayesinde Müteşekkil Milli Kütüphane Encümeni Riyasetinden: Şehrimizin en mühim noksanlarından olan milli bir kütüphane tesis niyet-i hayriyesiyle birkaç ay evvel teşkil edilen encümenimiz, muamelat-ı ibtidayiesini ikmal ile (ilk formaliteleri tamamlayarak) mezkûr kütüphaneye gerek kitap ihdâsı (hediye edilmesi) suretiyle gerekse nakden muavenat-ı hamiyet-

perverîde (para yardımında) bulunacak zevat-ı kiramın bu husustaki hediyelerini kabule mübaşeret eylediğinden (başladığından) şehrimizde böyle bir müessese-i ilmiyenin lüzum-ı tesisini (bilim kurumunun kurulması gereğini) takdir buyuran maarif-perver ahali-i muhteremimizin cuma- pazar günleri vasatî saat dörtten (öğleden) sonra Osmanlı İttihat ve Terakkî Merkez-i Vilâyet Klübü’nde müteşekkil encümenimize müracaatla hissiyat-ı maarif-perverîlerinin (eğitimi destekleme yolundaki duygularının ) tezahüret-ı maddiyelerini ibraz buyurmaları (maddi karşılığını ortaya koymaları) ve bu teşebbüs-i hayır-kar (hayırlı girişim) hakkında izahat-ı mufassala (ayrıntılı bilgi) edinmeleri ilân olunur.”

Ancak bütün çabasına rağmen yardım toplama çalışmalarından istediği sonucu alamayan yeni heyet, kütüphanenin kendi kendisini finanse etmesinin yollarını arar ve sonunda Beyler Sokağı’nda daha önce Jandarma Alay Mektebi olarak kullanılmış olan Salepçioğlu Hacı Ahmet Edendi’nin konağını 1912 Nisan’ında seneliği 100 liraya kiralar ve konağın harem kısmını aynı kira bedeliyle İttihat ve Terakki Cemiyeti İzmir şube merkezine ve Cemiyet’in vilayet klübüne verir. Böylece konağın kendisine kalan selâmlık kısmını kütüphane olarak düzenleyebilecektir. Encümen bundan sonra da kitap ve maddî yardım temini için kampanyaya devam eder ve sonunda Şehzade Yusuf İzzettin Efendi, Mithat Paşa’nın oğlu Ali Haydar Mithat, Keçeçizade İzzet Fuat Paşa, Talat (Muşkara), Manastırlı İsmail Hakkı, Dr. Abdullah Cevdet, vs gibi tanınmış ve tanınmamış birçok kişinin kitap bağışlarıyla belli bir sayıya ulaşan kitaplık, 23 Haziran 1328, Miladi tarihle 6 Temmuz 1912’de okuyucunun hizmetine açılır.

Milli Kütüphane Encümeni’nin kütüphaneyi yaşatmak ve geliştirmek, hatta kendisine mahsus daha geniş bir bina yaptırmak konusunda bulunduğu başka bir yol da konağın bahçesine tiyatro oyunlarının da sahnelenebileceği bir sinema binası yaptırmak suretiyle gelirini kitaplık için kullanmaktır. Bu amaçla çalışmalara başlayan heyet, Müezzinzade Ali Bey, Pulcu Ömer Efendi ve Caferizade Kemal Bey gibi İzmir zenginlerinin maddî yardımlarını temin ettikten başka, bin lira tutarında o devir için oldukça ağır sayılabilecek bir borcun altına girerek sonunda sinemayı yaptırır ve faaliyete geçirir. Ahşap bir bina halinde ortaya çıkan sinemanın inşaatı 1913 yılının ilk aylarında bitirilmiş olmalıdır. Bu konuda devrin basınında bir habere rastlayamamakla birlikte burada oynanan tiyatrolar konusunda ilk haberi, Ahenk, nr. 5092, 9 Nisan 1913’te buluyoruz. Buna göre Kütüphane-i Milli Sinaması’nda bu tarihte oynanan ilk oyunlar Sultan Mahmut, Turgut Reis, Kazzaz Artin, Yakup Derya ve Derse Devam Edelim gibi devrin havasına uygun olarak daha ziyade tarihî bir özellik taşıyan piyeslerdir. Bu haber bize sinema inşaatının en azından 1913 Nisan’ından önce, belki de Mart ayında bitirildiğini göstermektedir.

Borcunu ödedikten sonra sinema gelirinin %50’sini kütüphaneye, geri kalanını da fakir çocukların eğitim masraflarına ve Vilayet ya da Şehir Klübü’nün idaresindeki terzihaneye ayıran heyet, modern ve geniş bir kütüphane binasıyla buraya gelir getirecek modern bir sinema binasını yaptırma konusundaki çalışmalarına bundan sonra da devam etmiştir. Heyet bu konuda en büyük yardımı, İzmir’in kendisine has ve bağımsız icraatlarıyla ünlü kudretli valisi Rahmi Bey’den ve Talat (Muşkara)’nın yerine İttihat ve Terakkî’nin İzmir Kâtib-i mes’ulü olarak 1913 yılı sonunda İzmir’e gelmiş bulunan Celâl (Bayar)’dan görmüştür. Vali Rahmi Bey, sinema ve kütüphane binaları için kütüphane heyetine yeni arsalar temin eder. Bu arsalar halen Bahri Baba Parkı olarak bilinen parkın Devlet Hastanesi’ne (bugünkü Kadın Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’ne) bakan cephesinde ve şimdiki Millî Kütüphane ve Devlet Opera ve Balesi binalarının bulunduğu yerdeydi. İşte bu arsalar üzerinde kütüphane ve sinema binalarının temelleri ve gene kütüphaneye gelir sağlayacak bir patinaj ve eğlence tesisinin temeli 14Mayıs 1915’te yani I. Dünya Savaşı günlerinde atılabilmiştir. Kütüphane ve sinema binasının planları da gene vali tarafından mimar Tahsin Sermet Bey’e yaptırılmıştır. Bu plana göre kütüphane binası Bahribaba Parkı’nda bulunan arsaya yapılacak, patinaj ve eğlence yeri şimdiki kütüphane binasının yerinde bulunacak, yeni sinema binası ise bugünkü yerinde yükselecekti. Anadolu gazetesinin 3 Mayıs 1331 / 16 Mayıs 1915 tarihli haberinden anlaşıldığına göre temel atma töreni, Rahmi Bey başta olmak üzere kütüphanenin yönetim ve bilim kurulu üyeleriyle inşaatla ilgili kişilerin, okul öğrencilerinin ve halktan birçok kişinin katılımıyla yapılmış; tören sırasında özel olarak hazırlanmış olan temel taşı ve Osmanlı Devleti’nde kullanılan paralarla ve yayınlanan gazetelerin birer örneği, Celâl (Bayar) tarafından bunlar için ayrılan özel yerlere konmuştu. Bu konuda bilgi veren bazı kaynaklarda bu sırada temeli atılan patinaj ve eğlence tesisinden daha sonra vazgeçildiği, bunun yerine yine kütüphaneye gelir getirmesi amacıyla hem sinema ve kütüphane binalarının hem de civardaki bina ve tesislerin elektrik ihtiyacını karşılayacak bir “Tenvirat Dairesi”nin yapımına başlandığı ve bu birimin sinema ve kütüphane binalarından daha önce tamamlanarak faaliyete geçirildiği bilinmektedir. Tenvirat Dairesi’nin ne zaman tamamlandığı bilinmemekle birlikte, Celâl Saygun kendisiyle 1924 yılında yapılan röportajda kütüphanenin gelirlerini sayarken sinemanın yanı sıra “Mahpushane karşısındaki makinelerimizle, Kemeraltı’nda ve Karataş’taki makinelerimizle (jeneratör) o civarda yapmakta olduğumuz tenvirat (aydınlatma) dediğine göre söz konusu birimin inşaatı Cumhuriyet devrinden önce tamamlanmış durumdaydı.

 

  1. 1. Mütareke ve İşgal Yılları: Temeli 1915 Mayıs’ında atılan kütüphane ve sinema inşaatı, I. Dünya Savaşı’nın zor şartları altında oldukça ağır bir tempoyla ilerlemiş, Rahmi Bey, buraya muhtelif tarihlerde vilâyet özel muhasebesinden, belediyeden ve vakıflardan önemli miktarlarda para yardımları tahsis ve temin etmişti. Ancak binaların duvarlarının yükseldiği bir sırada 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılarca işgali dolayısıyla bütün bu çalışmalar geçici bir süre için durmuştur.

Aslında Mütareke döneminde İttihatçı liderlerin yurt dışına kaçması ve İttihat ve Terakkî’nin iktidardan düşerek yerine Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın geçmesi sonucunda bu değişiklikler, Millî Kütüphane’nin hem yönetimini hem de inşaatını olumsuz yönde etkilemişti. İzmir’de Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nı tutan Müsavat ve Islahat gibi gazetelerde Millî Kütüphane’nin İttihat ve Terakkî’nin bir faaliyet şubesi gibi çalıştığı iddia edilerek bu duruma bir son verilmesi isteniyordu. İttihatçı-İtilâfçı çekişmesinin ve olumsuz propagandaların sonucunda İzmir’e ikinci defa vali olarak tayin edilen Nurettin Paşa merkezî hükümetin ittihat ve Terakkî’nin bütün varlığına el koyma kararını uygulayarak 4 Şubat 1919’da Fırka’nın İzmir merkezine ve merkezin bulunduğu Millî Kütüphane’ye el koymuş ve Fırka’nın İzmir Kâtib-i Mes’ulü Celâl Bey’e de binadaki Şehir Klübü’nün bulunduğu kısmın “Divan-ı Harb-i Mahsus”a tahsis edildiğini bildirmişti. Bundan iki ay sonra da yeni vali İzzet Bey’in zamanında Millî Kütüphane Heyeti, 1919 Nisan’ında, görevlerinden alınarak yerlerine İtilâfçılara yakın sayılabilecek isimler tayin edilmişti. 9 Nisan 1335 / 1919 tarihli Müsavat gazetesinin bir haberine göre yeni heyeti oluşturan üyeler şunlardı: Tabiat (fen bilgisi) öğretmeni, eczacı Faik (Ener), Ahenk gazetesi başyazarı Mehmet Şevki, Balıkesir Sultanisi (lisesi) eski müdürü Halit, Islahat gazetesi yazı işleri müdürü Mahmut Tahir(ül-Mevlevi), Salepçizade Hacı Mithat, vilayet matbaası müdürü Emin, Tüccardan Hayri.

Yunan işgali döneminde ise Millî Kütüphane’nin yönetiminde yeniden bazı değişiklikler olmuştur. Türk eğitim ve öğretim hayatının tamamen felç olduğu, öğretmenlerin maaş alamadığı, okulların kapandığı bu devrede Yunan işgal kuvvetleri komutanlığı Millî Kütüphane’nin çalışmalarına ve binaların inşası konusuna da tabiatıyla iyi gözle bakmıyordu. Yönetimi feshedilerek inşaatı bir süre durdurulan sinema ve kütüphane binalarının yanı sıra mevcut kütüphane ve sinema binasına da el konması ihtimali her an için mevcuttu. Millî Kütüphane’ye emeği geçmiş kimseler, belki bu endişelerden dolayı işgal yıllarında İzmir ve çevresinde Türk eğitim ve öğretimini içine düştüğü kötü durumdan kurtarmak ve Millî Kütüphane’ye de sahip çıkabilmek amacıyla 1920 Mayıs’ında Teşvik-i Maarif Cemiyeti adıyla bir dernek kurmuşlar ve hazırladıkları nizamname ya da tüzükle Millî Kütüphane’ye yeni bir şekil vermek istemişlerdi. Tüzüğe göre derneğin amaçları eğitimde Türk ve Müslümanların geriliğini ortadan kaldırmak ve bilimsel çalışmalara destek olmak, vilâyete bağlı kazalarda kendi geliriyle yaşayabilecek kütüphaneler kurmak, batı ve doğunun önemli eserlerini temin ederek okuyucuların hizmetine sunmak, öğrencilere öğretmenler temin etmek, köy ve kasabalar için günün belli saatlerini gösteren takvimler hazırlamak, gerekirse cami ve mescitler için kıble istikametini tesbit etmek ve imsakiyeler hazırlamaktı. Böylelikle daha ziyade Millî Kütüphane çevresinde ve onu temel alan çalışmalar yapacak olan derneğin tüzüğünün ikinci maddesinde kütüphanenin adını “İslam Kütüphanesi”ne çeviren şöyle bir ibare yer almaktaydı: “23 Haziran 328 tarihinde ve o zamandan beri Millî Kütüphane namıyla muanven (unvanı verilmiş) ve umumun mütalâsına küşad (açık) ve bundan böyle İslâm Kütüphanesi namıyla yad olunması mukarrer (anılması kararlaştırılmış) kütüphane …”. Bu isim değişikliğinin ne ölçüde gerçekleştiğini, yani ne kadar yaygınlaştığını ve ne kadar yaşadığını bilemiyoruz. Ancak bu değişikliğin Yunan işgal kuvvetlerinin baskısıyla yapılmış olduğu açık bir husustur. O devirde dünyaya İslâmcı bir perspektifle bakan İzmirli bazı aydınların bakış açısına da uygun düşmekle birlikte bu değişime, gerçekten de işgalin acılı günlerinde “millî” olan her şeyi yok etmeye çalışan ve böylece İzmir ve civarını Yunanistan’a ilhak etmek için bütün gücüyle uğraşan işgal kuvvetlerinin zorlamasıyla olmuştur.

Teşvik-i Maarif Cemiyeti’nin tüzüğünün 7. maddesinden anlaşıldığına göre derneğin başkanı ve yönetim kurulu üyeleri şu isimlerden oluşmaktaydı: Dr. Esat, öğretmen Celal (Saygun, dernek başkanı), şehbender Şefik, avukat Mehmet Sadık (Müsavat gazetesi sahip ve yazarı), tüccar Selâhattin, eczacı Faik, öğretmen Yusuf Rıza, Mahmut Tahirül-mevlevi (Islahat Gazatesi yazarı). Görüldüğü gibi bu derneğin başkanı Millî Kütüphane’nin kuruluşuna başından beri büyük emeği geçmiş olan Celâl Bey’di. Eczacı Faik ve Mahmut Tahirül-mevlevî Beyler ise Millî Kütüphane heyetine mütareke döneminde girmiş olup daha sonra kütüphanenin kurucuları arasında sayılan kişilerdi. Heyete “Tacir Selâhattin” adıyla geçen şahsiyet ise Meşrutiyet’in ilânında büyük hizmetleri görülmüş, İzmir’de 1900-1901 yıllarında Necip Türkçü’nün açtığı ” Türkçülük ve Türkçecilik” hareketine önemli katkılarda bulunmuş emekli Miralay Selâhattin (Saip) idi. Selâhattin Bey hayatının son yıllarında İzmir’de ticaretle iştigal ediyordu. Yönetim kurulunda bulunan Yusuf Rıza Bey’e gelince, o da yıllarca İzmir okullarında hocalık ve müdürlük yapmış, Darülirfan ve Bedreka-i İrfan gibi özel okulları kurarak buralarda yüzlerce öğrenciyi yetiştirmiş ünlü bir eğitimciydi. Demokrat İzmir gazetesi sahibi Adnan Düvenci’nin babası olan bu değerli eğitimcinin, kurduğu okullar için yayınladığı birçok ders kitabı vardı. Sonuç olarak bütün bu değerli şahsiyetlerin daha önceden kütüphanenin kuruluşuna katkıda bulunmuş ve kurucular arasında sayılmış olması, Teşvik-i Maarif Cemiyeti’nin vatansever niyetlerle kurulmuş bir dernek olduğunu açıkça göstermektedir.

 

  1. 1. Cumhuriyet Dönemi: İşgalde çok ağır bir tempoda yürüyen inşaat çalışmaları, İzmir’in 9 Eylül 1922’de gerçekleşen kurtuluşundan sonra birdenbire büyük bir hız kazanmış, Cumhuriyet’te Millî Kütüphane’nin yönetimine gelen heyet, 1925 yılında İzmir Millî Kütüphane Cemiyeti adıyla bir dernek kurmuş, heyete katılan yeni isimler inşaatın tamamlanması için büyük bir çaba göstermişlerdir. Kütüphane müdürü Celâl Bey, 1924 Ağustos’unda kendisiyle yapılan röportajda başkanı bulunduğu yeni idare heyetini –ki bu heyet daha sonra Millî Kütüphane Cemiyeti’ni kuracaktır- şöyle saymaktadır: Sezai (Söker), Mahmut Tahirül-mevlevî, emekli Miralay Selâhattin, eczacı Faik (Ener), eski maarif müdürü vekili Süleyman (Tuser), Cevahircizade Şükrü, merhum Dr. Şehrî Beyler. Görüldüğü gibi Cumhuriyet’in ilânından sonra Millî Kütüphane heyetine giren yeni isimler Süleyman Tuser, Cevahircizade Şükrü ve Dr. Şerhî Bey’lerdir. Yeni heyet hiç değilse sinemanın inşaatını bitirebilmek için çeşitli girişimler bulunmuş, valilik ve belediyenin yardımını temin etmesinin yanı sıra Türk filmciliğinin önemli isimlerinden olan İpekçi Kardeşlerin kurduğu İpek Film Limited Şirketi’yle bir anlaşma imzalamış ve sinemanın belli bir süre şirket tarafından işletilmesi karşılığında inşaatın bu şirket tarafından tamamlanmasını sağlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda sinema binasının inşaatı 1926 yılında tamamlanmış ve İpekçi Kardeşler işletme hakkını aldıktan sonra sinemayı “Elhamra Sineması” adıyla çalıştırmışlar, bu isim daha sonra İzmirliler arasında da yaygınlaşmıştır. Bununla birlikte devrin gazetelerinde sinema, “Millî Kütüphane Sineması” veya “Millî Kütüphane Tiyatrosu” gibi adlarla da anılmıştır. Millî Kütüphane Sineması, Elhamra Sineması adıyla 1978 yılına kadar yerli ve yabancı en kaliteli filmlerin oynatıldığı, tiyatro oyunlarının sahnelendiği ve tanınmış birçok

    yerli ve yabancı müzisyenin konserini verdiği bir bina olarak kullanılmıştır. Ancak televizyon dolayısıyla sinemaya duyulan ilginin azalması ve kira gelirinin gittikçe yetersiz bir hale gelmesi dolayısıyla Millî Kütüphane Vakfı, bu binayı 1978 Mayıs’ında yaptığı bir kontratla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na kiralamış ve bakanlık gerekli değişiklik ve düzenlemeleri yaparak binayı Devlet Opera ve Balesi binası olarak kullanmaya başlamıştır. O tarihten beri bina bu amaçla kullanılmaya devam etmektedir.

Öte yandan Millî Kütüphane’nin binası ise sinemadan yedi sene sonra 1933’de tamamlanabilmiştir. İnşaat, kütüphanenin biriken parasının yanı sıra İpek Film şirketinden altı yıllık sinema kirası bedeli olarak alınan 45.000 lira sayesinde tamamlanabilmiş; heyet bu çalışmaları sırasında, arsasını belediyenin istimlâk etmesi karşılığında aldığı yangın sahasındaki arsaları, muhtelif kimselere satarak bunların parasını kütüphanenin inşaatında kullanmıştır. Yeni binasına geçtikten sonra kütüphanenin açılışı Cumhuriyet’in onuncu yılında, 31 Ekim 1933’te büyük bir törenle gerçekleştirilmiştir. Böylece resmen 6 Temmuz 1912’de açılan İzmir Millî Kütüphanesi’nin kendisine ait yeni ve modern bir kütüphane binasına kavuşabilmesi 21 yıl süren uzun bir çalışma ve mücadele devresinden sonra mümkün olabilmiş, kütüphanenin kurucuları bu süre içinde koskoca bir imparatorluğun yıkılmasından sonra onun külleri üzerinde parlak bir cumhuriyetin kurulması gibi Türk tarihi için çok önemli bir olayı içine alan bu süreç içerisinde yok olma ve var olma mücadelesinin bütün acı ve sıkıntılarını yaşamışlar, bütün bunlar elbette ki kütüphane ve sinemanın kuruluşuna da olumlu veya olumsuz şekilde yansımıştır.

1934 yılında yayınlanan Millî Kütüphane Cemiyeti Esas Nizamnamesi’nde açılışı yapılmış olan Millî Kütüphane’nin 31 Mayıs 1934 tarihi itibariyle 259.912 TL bütçe ve 14.755 kitaba sahip olduğu kaydedilmektedir. Nizamname’nin 3. maddesinde ise “Cemiyetin Mümessilleri” başlığı altında daha sonra kütüphaneyle ilgili birçok kaynakta gördüğümüz şu 14 isim sayılmaktadır: İktisat vekili ve İzmir mebusu Mahmut Celâl Bey (Bayar), kütüphane müdürü M. Celâl Bey (Saygun), Tilkilik Eczanesi sahibi Faik Bey (Ener), Şifa Eczanesi sahibi Süleyman Ferit Bey (Eczacıbaşı), Erkek Muallim Mektebi muallimlerinden Süleyman Bey (Tuser), tüccardan Cevahirzade Şükrü Bey (Cevahirci), Mahmut Tahir Bey (eczacı-öğretmen),Küçük Talat Bay (Muşkara), İzmir mebusu Osmanzade Hamdi Bey (Aksoy) Tayyare Cemiyeti İstanbul murakıbı Sezai Bey (Söker), Maksutzade Ethem Bey (irad sahibi), Esbak Eytam Müdürü Abidin Bey, Dr. Şehrî Bey, mütekait Miralay Selâhattin Bey (Saip).

Celâl Bayar “Ben de Yazdım” adlı hatıralarında bu listeden Dr. Şehrî Bey’i çıkararak yerine Salih Bey’i (Akalın) dahil etmiş ve bu 14 kişiyi “Millî Kütüphane’nin kurucuları” olarak göstermiştir. Daha sonra yapılan araştırmalarda da kurucu olarak kabul ve takdim edilen bu şahsiyetlerin Millî Kütüphane ve sinemasının bugünkü hale gelmesine şüphesiz ki büyük hizmet ve katkıları olmuştur. Ancak 21 yıllık tarihi boyunca kütüphanenin kuruluşuna hizmeti geçmiş diğer kişileri bu listenin dışında tutmak elbette ki doğru bir tutum olmayacaktır. Gerçekten de ta başından beri kütüphanenin kuruluş tarihinin içinde yer almış olan Talat Muşkara, Celâl Saygun ve Celâl Bayar gibi şahsiyetlerin yanı sıra bu listede adı geçmeyen birçok şahsiyetin yanı sıra bu listede adı geçmeyen birçok şahsiyetin Millî Kütüphane ve sinemasının ortaya çıkmasında önemli hizmetleri olmuştur. Bunlardan özellikle bu fikri ortaya atan Kadızade İbrahim Refik Bey’i ve kitaplarıyla kütüphanenin çekirdeğini oluşturan

İzmir’in ilk özel kitaplığının sahibi Ali Refet Bey’i zikretmek bir hakşinaslık gereğidir. Gene Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nın yanı sıra şahsi gayretleriyle birlikte servetinden de önemli bir payı kütüphaneye ayıran diğer İzmir zenginlerini, sözgelişi Müezzinzade Ali Bey’i, Pulcu Ömer Efendi’yi ve Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nı kayınpederi Caferizade Kemal Bey’i de bu listeye dahil etmek daha doğru olacaktır. Sonuç olarak yukarıdan beri verdiğimiz tarihçede Millî Kütüphane heyetinde veya yönetim kurulunda adları sayılan bütün şahsiyetler, gerek şahsi gayretleri gerekse yaptıkları kitap ve para yardımıyla bugün İzmir’in en önemli kültür kurumları arasında bulunan bu büyük eseri meydana çıkarmış olan, isimleri her zaman saygıyla anılacak seçkin şahsiyetlerdir.

 

  1. Milli kütüphane ve Sinema Binalarının Yapı Özellikleri

Mimar Tahsin Sermet Bey’in verdiği son şekil içerisinde Millî Kütüphane ve sinema binaları bugün İzmir’in tarihi eser kapsamı içinde değerlendirebileceğimiz en orijinal yapıları arasındadır. Bu binalar, 20. yüzyılın başlarından Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar geçen sürede modalaşmış olan ve öncülüğünü Mimar Kemâlettin ve Vedat Beylerin yaptığı Neo-klasik Türk Mimarîsi denen tarza uygun olarak yapılmıştır. Başka bir deyişle Mimar Tahsin Sermet Bey, inşa ettiği sinema ve kütüphane binalarıyla bu mimari ekolün İzmir’deki en önemli temsilcisi olmuştur. İzmir’de aynı tarzda yapılmış diğer binalar arasında Büyük ve Küçük Kardiçalı iş hanları ile Borsa binası ve İş Bankası’nın eski binası sayılabilir. Ne yazık ki bunlardan Küçük Kardiçalı Han ile İş Bankası binası bugün yıkılmış olup yerlerine yeni binalar yapılmıştır.

Millî Kütüphane Sineması, hem dış cephe hem de içyapısı itibariyle orijinal ve estetik özellikler taşıyan bir yapıdır. Nemci Ülker’in bu konuda verdiği bilgiye göre “Binanın cephesinde zeminden kubbeye geçerken kubbenin ağırlığını hafifleten, aynı zamanda kubbenin açılma kuvvetine karşılık hem mimari hem de estetik güzellikte, teknik bir zorunlululuk olarak iki destek işlevli, zarif görünümlü bir ağırlık kubbesi bulunur. Zeminde ise iki mermer sütunla ayrılmış, sivri kemerli üç ahşap kapı yer almaktadır. Kapının üstünde geniş saçaklı yağmurluk ve üzerinde de sekizgen geçmeli ahşap pencere parmaklıkları dikkati çeker.

Ana giriş kapısının üzerinde kubbe ile zemin arasında ikinci kat olarak inşa edilmiş olan kaş kemer, bir çerçevenin içinde olmak üzere de üçlü yuvarlak kemerli pencereler vardır. Ayrıca sağ ve solda yağmur sularını toplayacak çörtenler bulunur. Binanın üst örtüsü kubbe ile sağlanmıştır. Kubbe kuşağı ile pencereler üzerindeki alınlıkta rumî süslemeler vardır. (…) Pencereler üzerinde mavi zemin üzerine kırmızı renkli figürlerle işlenmiş Kütahya çinileriyle süslenmiş olan alınlıklar, yapının bütününe ayrı bir güzellik katarlar.

Kütüphane ve sinemanın (operanın) kesiştiği sağır duvarın dış orta kesiminde bu durumu hareketlendiren mermerden yapılmış oyma işlemeli nefis bir niş yer almıştır.”

Sinemanın iç yapısı ve süslemeleri dış yapı kadar dikkat çekicidir. Sinemadaki elektrik sistemi binanın mimarisiyle uyumlu, stilize edilmiş şark tipi zengin avizeler ve şark atmosferini veren kandillerle donatılmıştır. Salonun ortasından aşağıya sarkan zarif bir büyük avize bu uyuma egzotik bir hava katmaktadır. Bina içinde yer yer çini panolar bulunur. Balkonun altını oluşturan tavan ise tamamen Türk nakışlarıyla bezenmiştir. Salonun yan duvarlarını, ressam Naci Kalmukov tarafından yapılmış Türk ve Batı temaşa sanatını konu alan dört tane fresk pano süslemektedir. Alan olarak 120 metrekareyi bulan sahne ise en büyük tiyatro ve konser gruplarının sanatlarını icra etmelerine son derece elverişli bir şekilde düzenlenmiştir.

İlk şekline 17 Mart 1919’da yapılan Müdafa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti’nin tarihi kongresine, yeni binasında ise Atatürk’e yapılan İzmir suikastı dolayısıyla kurulan İstiklâl Mahkemesi’nin duruşmalarına sahne olan Millî Sinema, 1978 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi için kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı’na kiralandıktan sonra bu amaca uygun bazı değişikliklere uğramıştır. Bakanlık burayı kiraladıktan sonra binanın üslubuna fazla dokunmadan yeni düzenlemeler yapmıştır. Böylece yapılan sahneyi genişletme çalışmaları sırasında sahne üzerindeki Türk stili rumîlerle bezeli alınlıkla birlikte iki zarif köşe kapısı iptal edilmiş, opera ve bale için gerekli bir orkestra çukuru açılmıştır. Salondaki koltuklar seyrekleştirilerek yeniden yapılmış ve eskiden olduğu gibi yine kırmızı kumaşlarla kaplanmıştır. Halihazır durumda sinemanın birinci katındaki salonda 224, asma katında ise 120 olmak üzere toplam 344 koltuk bulunmaktadır. Bu haliyle opera ve bale salonu; locaları, geniş fuayesi, geniş ve yüksek sahnesi, kulisi ve orkestra çukuruyla, ayrıca ideal akustik yapısıyla İzmir’in konser, opera, bale, halk dansları, tiyatro v.s. gibi sanat faaliyetleri için en uygun salondur.

Sinema ile aynı mimari üsluba sahip olan kütüphane binası da dış cephesi ve iç dekorasyonu bakımından çok zarif ve estetik bir görünüme sahiptir. Esasen iki katlı olan binanın zemin katında iki yönetim odası, okuma salonu ve kitap depoları vardır. Üst katta ise vakıf yönetim makamı ve yine depolar bulunmaktadır. Kütüphanede bulunan eski ahşap kitap dolapları her biri bir sanat eseri sayılabilecek değerdedir. Gürgenden yapılmış olan bu dolaplar, Hamidiye Sanayi Mektebi öğretmenlerinden Giritli İbrahim Bey tarafından II. Meşrutiyet döneminde yapılmıştı.